Metin And’ın Ardından Türkiye’de Oyun Araştırmalarına Bir Bakış

Yayınlandı: Ekim 6, 2008 altug isigan tarafından Yazılar içinde
Etiketler:, ,

Metin And, Oyun ve Bügü

Metin And (2003). Oyun ve Bügü. Istanbul:Yapı Kredi Yayınları. Kitabın ilk basımı 1974'te İş Bankası Yayınları tarafından yapılmıştı.

 

Türkiye’de Oyun Araştırmaları Geleneği

Oyun araştırmaları hiç de yeni bir alan değil Türkiye’de. Ancak bu isimle anılmaktan ziyade, Antropoloji ve Halkbilimi dalları içerisinde yapılan araştırmalar biçiminde sürüp gelişmiştir. Üstelik bu araştırmaların dünyadaki yeri de son derece saygındır, Türkiye bu alanda uluslararası üne sahip pek çok araştırmacı ile temsil edilmiştir (ki And bunların en önemlilerinden biriydi). Bu alandaki araştırmaların önemli bir bölümü Cumhuriyet’in “klasik” evresi denebilecek 1930 ve 40’lı yıllarda yeni kurulan üniversitelerde eğitim gören ve devlet burslarıyla yurtdışına yüksek öğrenim görmeye giden bir araştırmacı kuşağı tarafından başlatıldı ve büyük ölçüde de onlar ve onların öğrencileri tarafından sürdürüldü. Çalışmaların sayısı ve kapsamı hiç de az değil; düzinelerce tez, kitap ve makaleden bahsediyoruz. Fakat yeni kuşak, bunların çoğundan habersiz. Bu bir bakıma alandaki süreklilikte yaşanan bir sorunla, kuşaklar arasındaki meydana gelen bir kopma ile de açıklanabilir.

 

Oyun Araştırmalarında Birbirlerine Yabancı Araştırmacı Kuşakları

 1960, 1970 ve 1980’li yıllarda üniversitelere de yansıyan toplumsal gerginlikler ve görüş ayrılıkları ile bunları takip eden askeri darbeler içerisine yasaklanan, öldürülen, işten atılan, sürgün edilen ya da göç eden araştırmacı kuşağını düşünecek olursak, geçmişte yapılmış araştırmalarla ilgili yeni kuşaktaki “habersizliğin” ilk önemli nedeni de ortaya çıkmış oluyor. Bir kuşak araştırmacı, ürünleriyle birlikte toplumsal hafızadan silinmiş oldu bir bakıma. İkinci önemli neden ise bu hayli yıpratılmış kuşaktan sonra yetişen yeni araştırmacı kuşağının oyun denince bundan neredeyse istisnasız biçimde video oyununu anlaması ve oyunların daha genel antropolojik niteliğini görebiliyorsa bile, bu niteliği ikinci derecede önemli görmesi. Bu iki temel nedenin bileşik etkisi sonucunda yeni araştırmacı kuşağının “antropolojik” oyun araştırmaları geleneğinden habersiz olarak büyüdüğü; ondan haberi olsa bile, bu geleneği, kendisine esas konu olarak seçtiği video oyunları ile kıyasla da ilgisiz, sıkıcı ya da yararsız bulduğu söylenebilir.

 

“Sıkıcı” Oyun Araştırmaları “Eğlenceli” Oyun Araştırmalarına Karşı

 

Ancak antropolojik geleneğin “sıkıcı” ya da “yararsız” bulunması nedeniyle görmezden gelinmesinin başka nedenleri de var: Video oyunu üreticilerinin gereksinim duydukları “oyun bilimi” birçok kere antropolojik “oyun bilimi”yle bağdaşmıyor. Antropoloji-odaklı yaklaşımlar Batı’da da çoğu kez “fazla karmaşık” ve “sektöre katkı sağlamaktan” uzak olarak değerlendiriliyor. Genel beklenti şu: Oyun araştırmaları, şirketlerin karlarını artıran konular üzerinde yoğunlaşmalı. Bunu yapmayan araştırmacıların paylandığı bile oluyor: Gamasutra’da yayınlanan “Bilim Adamları! Kendinize gelin, saçma salak yazılarınızı okumuyoruz, haberiniz olsun!” başlıklı 2006 tarihli bir “Akademiye Sesleniş” yazısı, bilim adamlarına saldırmakla kalmıyor, bir de onlara “yapmaları gerekenler” konusunda bir “muhtıra” sunuyordu. Üstelik bu “muhtıra” da, fiili olarak birçok araştırmacının araştırma fonu bulabilmek için zorunlu olarak zaten endüstrinin “merak ettiği” konular üzerine eğildiği bir dönemde geliyordu.

 

Ortası yok mu bunun?

 

Temelde bu iki perspektifin anlaşması gerçekten de zor, çünkü antropolojik perspektif, her zaman için, köklerini kültür incelemesinde bulan araştırma ülküsünü takip edip, sözgelimi onu kendi çıkarlarına katkıda bulunmaya çağıran “kar etme” odaklı bir toplumsal-kültürel yapılanmayı da en nihayet olarak antropolojik bir inceleme nesnesi olarak düşünecek, ve onun çağrılarını bir kere epistemolojisindeki bu farklılıktan ötürü zaten kaale almayacaktır. Diğer bir deyişle, antropoloji “nasıl kar ederiz?” sorusunu tanımaz, “insanlar ne zaman bir değer olarak ‘kar etmek’ fiilini topluma katmaya başlamışlardır ve neden?” sorusunu sorar. Bu çerçevede de endüstriyel ve antropolojik duruşlar temelden uzlaşmaz olmaya mahkum gibidirler. Endüstrinin üniversiteler üzerinde giderek artan taleplerinin bir yandan “yararsız” antropolojik tavrı marjinalleştirmeye yönelik olması bu nedenle hiç de şaşırtıcı değildir. Birçok kere bizzat Akademia içinden bu tavrın destek gördüğünü de belirtmek gerekir. Bunun bir çok kere kaba bir anti-entelektüalizm çerçevesinde yapılması ise işin en üzücü tarafı. Gerçekten de, “Oyunlar eğlence demek bir kere, bizi bu ağır teorik şeylerle niye sıkıyorsunuz ki?” demeye getiren akademisyenlere rastlanabiliyor [1].

 

Pertev Naili Boratav için bir Parantez

 

Türkiye’de ilk oyun araştırmacı kuşağı içerisinde yer alan isimler arasında Pertev Naili Boratav’ı da saymalıyız. Hatta belki de herkesten önce onun adını saymak gerekir. Boratav’ın yaptığı çalışmalarda oyun incelemeleri zaman zaman çok önemli yer tuttu. Ancak oyunları ayrı bir araştırma dalı olarak düşünmekten ziyade, onları Tiyatro, Dans, Dil Oyunları (Tekerlemeler, Bilmeceler), Masallar gibi çeşitli toplumsal anlamlandırma ritüellerinden biri olarak ele aldı, ki o dönemin araştırmacıları arasında genel bir tavırdı bu. Antropolojik perspektif baskın olduğundan, oyunların toplumsallaşmada ve çocukların eğitiminde oyunlara yüklenmeye çalışılan işlevlerle de ilgilendi. (Callois’ın onu “oyunla oyalanma, kendini eyleme, kendi çapında eğlenme” anlamında kullanmasına karşın, aslında “Eğitim”, “Kültür” ve hatta “Duruş” anlamına da gelen Paidea sözcüğünün etimolojik kökeni bu bağlantıya bakmayı zorunlu kılıyor zaten [2]). Ancak bu çalışmaların çoğu Fransızca dilinde yayınlanmış ve Türkçe’ye de çevrilmemiştir, çevrildiyse de baskıları tükenmiştir. Bu nedenle de yeni kuşaklarca pek bilinmemektedirler.

 

Kültür Alanında Çalışmanın Riski ve Boratav’ın Alıcı Bulamayan Mirası

 

Ancak folklor araştırması ve bununla bağlantılı olarak oyun araştırmaları yapmak bir risk de olmuştur ülkemizdeki araştırmacılar için. Huizinga’nın deyişiyle “kültürden daha eski” olmasına karşın, oyunun kültür araştırmaları alanına ait görülmesi, kültür alanının ise Cumhuriyet tarihinin en temel çekişme alanı olması (ki Batı-Doğu, Gelenek-Değişim, İleri-Geri, Sağ-Sol gibi bu tartışmaların çerçevesini çizen başat ikili karşıtlıklar tamamen “nasıl bir toplum/kültürüz, kültürdük, kültür olmalıyız” soruları ile ilintili), “oyun” gibi “masum” saydığımız şeyleri inceleyen kişilerin başlarını ister istemez devletle ve iktidarlarla derde soktu. Pertev Naili Boratav’ın Fransa’da sürgün hayatına mahkum edilmesi en düşündürücü bireysel oyun araştırmacısı öykülerinden bir tanesidir bu açıdan. Boratav vefat ettiğinde, onun dünyanın en önemli kişisel folklor (ve belki de oyun) arşivleri arasında gösterilen kütüphane-arşivini satın alıp Türkiye’ye getirmek ve müzeleştirmek için hiçbir hamlede bulunulmadı. Fransız hükümeti harekete geçinceye kadar da çok değerli belge ve malzemelerin kaybolduğu ve yağmalandığı söyleniyor.

 

Türkiye’de Oyun Araştırmaları Alanındaki Birikimin Düzeyi

 

Batılı araştırmacılar arasında en sık anılan oyun sınıflandırmaları Huizinga ve Callois’inkilerdir. Oyun araştırmalarına video oyunları sayesinde ilgi duyan ülkemizdeki birçok kişi de zorunlu olarak günümüzde öne çıkmış olan video-oyunu odaklı batılı kaynaklar üzerinden “alana” giriş yaptıklarından, çoğu kez sadece bu isimleri anmaktadırlar. Oysa örneğin Pertev Naili Boratav, Fransız kültüründeki çeşitli oyunları inceleyip sınıflandırmaya giriştiği 50 ve 60’lı yıllarda, kendi oyun sınıflandırma anlayışını de tartışmaya sunmuştur. Bu araştırmacının 1960’da bir konferansta sunduğu “Oyunların Genel Sınıflandırması” adlı Fransızca makalesi, oyun konulu birçok başka makalesi ile birlikte hala Türkçe’ye çevrilmeyi bekliyor. Bugünlerde ise YKY tarafından yeniden basılmış olan Metin And’ın Oyun ve Bügü (2003) adlı Türk kültüründe oyun kavramı konulu çalışması aslında 1974 yılına aittir. Eğer bu kitapta Callois ile ilgili bölüm sonradan eklenmediyse, bunun anlamı Callois’in adının daha o zamandan Türkiye’deki araştırmacılar tarafından gayet iyi bilindiği ve Les Jeux et les Hommes (1958) adlı eserinin orijinal dilinde okunup kullanılmış olduğudur. Bu açıdan düşünüldüğünde Türkiye’de oyun araştırma geleneği hiç de geç kalmış ya da dünyada temel çalışma kabul edilen çalışmalardan habersiz sayılmaz. Sorun daha ziyade yeni video oyunu odaklı bakan araştırmacı kuşakla eski antropolojik-folklorcu kuşak arasında köprü kurmayı sağlayacak bağın henüz kurulmamış olmasıdır. Bu da sadece Türkiye’ye özgün bir sorun değil.

 

Halkbilim ve Antropoloji Kökenli Oyun Araştırmaları Geleneği Bugün ne Alemde?

 

Boratav ve And dışında çalışmaları ile dikkat çeken diğer Türkiye’li oyun araştırmacıları arasında folklor dalında araştırma yapan Musa Baran gösterilebilir. Baran’ın, birçok başka çalışmanın yanında, “Çocukların İlk Oyunları” (1977) ve “Oyunda Amaç Ütmektir” (1976) gibi yazı ve konferans sunumları yayınlanmıştır. 1980 ve 90’lı yıllara bakıldığındaysa; Hanifi Başaran, Erman Artun, Hüseyin Şahin ve Tülin Sağlam, folklor ve antropoloji geleneğinden gelip özellikle de çocuk oyunları üzerinde yoğunlaşan oyun araştırmacıları olarak gösterilebilir.

 

Kuşaklar ve Yaklaşımlar Arasında Köprü Kurma Zamanı

 

Aslında oldukça eski ve güçlü olan antropolojik ve folklorik oyun araştırma geleneği ile oldukça yeni olan video oyunu araştırmaları dalı arasındaki bağları güçlendirme ve böylece antropolojik geleneği de yeniden keşfetme fırsatı şimdilerde her zamankinden daha büyük. Video oyunlarına yönelik yoğunlaşan ilgi, bu alandaki araştırmacıları ister istemez bu daha eski çalışmaları da dikkate almaya itecektir. Belki de gerekli köprünün kurulması için daha istekli olmak ve bu keşif sürecini rastlantılara bırakmamak gerek.

 

“Zamane araştırmacılar” olarak, video oyunlarını haz düşkünü birer tüketici olarak “ölümüne” sevmekle birlikte, antropolojik perspektifin eleştirel bakış açısıyla en azından göz temasımızı yitirmemek (zira dirsek temasını sağlamak biraz zaman alacaktır) son derece önemli kanımca. Artık aramızda olmayan Metin And’ın özellikle Oyun ve Bügü gibi çalışmalarını, bu göz temasını sağlamak için bir fırsat olarak düşünerek işe başlayabiliriz belki. 1994 yılında kendisiyle yapılan bir söyleşide “Oyun insana özgürlük veriyor” demiş olan ve ömrüne 1500’den fazla yayın sığdırmayı başarmış olan bu olağanüstü insanın çabasına gecikmiş ufak bir teşekkür olacaktır bu belki de.

 

 

Altuğ Işığan

 

 

 

 

Notlar:

 

[1] Tabi ki “araştırma görevini” Italo Calvino’nun Agulilfo adlı içi boş beyaz bir zırhtan ibaret kusursuz şövalyesine benzer biçimde yapan bir akademisyen tipini savunacak halimiz yok, doğrusu bu da çok korkunç olurdu; ama tam karşıt ucu temsil eden ve kendini sevdiği nesne ile bir aynı şey sanıp bu “nesnenin içinde yitme” nedeniyle de onunla ve kurumlarıyla eleştirel bir mesafe kurma yeteneğini tümden yitirmiş olan Gurdulu tavrına da girmemek gerekir. Teoriyi sıkıcı bulma lüksüne düşecek kadar şen bir bilim daha maalesef keşfedilemedi. Bu türden bir şen bilim arayışının karşılaştığı en büyük risk de “teorinin sıkıcı ağırlığından” kurtulmaya çalışırken, evlere şenlik bir bilime dönüşme riski olacaktır.

 

[2] Bu bağlantı üzerine bir yazı için bkz: Paidea Üzerine Birkaç Not.

Reklamlar
yorum
  1. […] other one is about one of the most important “old-school” game researchers in Turkey, Metin And, whom we have unfortunatley lost last week at the age of 82. As I said already, both articles are […]

  2. ceren dedi ki:

    merhaba, yazılarınızı okuyorum, sizinle iletişime geçmek isterim mail adresim lachayim@hotmail.com. Çocuk tiyatrosu ve drama uzmanıyım. oyun kavramının tartışılmaya açılmasında sizinde bu konuda değerli katkılarınız olacağına inanıyorum. görüşmek üzere Altuğ Bey.
    sevgilerimle

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s