<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title>KAFA AYARI - Oyun ve Eleştiri Sitesi &#187; altug isigan</title>
	<atom:link href="http://kafaayari.wordpress.com/author/includebugz/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://kafaayari.wordpress.com</link>
	<description>Oyun ve Eleştiri Sites</description>
	<lastBuildDate>Thu, 19 Nov 2009 14:32:35 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.com/</generator>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<cloud domain='kafaayari.wordpress.com' port='80' path='/?rsscloud=notify' registerProcedure='' protocol='http-post' />
<image>
		<url>http://www.gravatar.com/blavatar/5663619ae86b32988cf646e07094d67f?s=96&#038;d=http://s.wordpress.com/i/buttonw-com.png</url>
		<title>KAFA AYARI - Oyun ve Eleştiri Sitesi &#187; altug isigan</title>
		<link>http://kafaayari.wordpress.com</link>
	</image>
			<item>
		<title>“Milli” Video Oyunu Sanayi: Yeni Ağlatan Oyun Mu?</title>
		<link>http://kafaayari.wordpress.com/2009/07/19/%e2%80%9cmilli%e2%80%9d-video-oyunu-sanayi-yeni-aglatan-oyun-mu/</link>
		<comments>http://kafaayari.wordpress.com/2009/07/19/%e2%80%9cmilli%e2%80%9d-video-oyunu-sanayi-yeni-aglatan-oyun-mu/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 19 Jul 2009 20:55:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>altug isigan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye'de Oyun Araştırmaları]]></category>
		<category><![CDATA[yerli oyun sanayisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kafaayari.wordpress.com/?p=468</guid>
		<description><![CDATA[Bundan birkaç sene önce “yerli filmler desteklensin ki ulusal sinemamız kalkınsın” şeklindeki bir çağrıya şöyle bir karşılık verildiğini anımsıyorum:  İzleyici için gerçekten fark eder mi? Seni yerli şirketler sömürmüş  ya da yabancı şirketler; sömürüldükten sonra gerçekten birini öbürüne tercih etmenin bir anlamı var mı? “Yabancıya gitmesin hiç olmazsa” mantığının -sınıfsal konumdan bakacak olursak- ciddiye alınacak [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kafaayari.wordpress.com&blog=841126&post=468&subd=kafaayari&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><div id="attachment_467" class="wp-caption alignleft" style="width: 310px"><img class="size-medium wp-image-467" title="Atari mi Ata Sporu mu tartışmaları yakındır." src="http://kafaayari.files.wordpress.com/2009/07/atari-mi-ata-sporu-mu-tartismalari-yakindir.jpg?w=300&#038;h=244" alt="&quot;Ata sporu varken Atari'ye ne gerek var?&quot; sesleri yakında yükselir mi?" width="300" height="244" /><p class="wp-caption-text">&#39;Milli&#39; video oyunu tartışmalarında &quot;Ata sporu varken Atari&#39;ye ne gerek var?&quot; diyen çıkarsa şaşırmayın, kündeye getirilebilirsiniz.</p></div>
<p>Bundan birkaç sene önce “yerli filmler desteklensin ki ulusal sinemamız kalkınsın” şeklindeki bir çağrıya şöyle bir karşılık verildiğini anımsıyorum:  İzleyici için gerçekten fark eder mi? Seni yerli şirketler sömürmüş  ya da yabancı şirketler; sömürüldükten sonra gerçekten birini öbürüne tercih etmenin bir anlamı var mı? “Yabancıya gitmesin hiç olmazsa” mantığının -sınıfsal konumdan bakacak olursak- ciddiye alınacak bir tarafı var mı? Öte yandan bu alanda çalışanların örneğin sendikal haklara kavuşmasına, yani “kendi milletinden” olana arka çıkmaya gelince yerli şirketler daha mı istekli davranıyor yabancı şirketlerden? Toplumlarındaki daha çeşitli zevk ve beklentilere hitap etmeye yönelen –yani halk gibi muğlak ve içi boş bir kavram yerine “kamu”yu en geniş anlamda, tüm çeşitliliği içinde kavrayan bir kamu hizmeti anlayışını sahiplenen–  bir film endüstrisi var mı ki, kendi AR-GE’lerine yaptırmaları gereken çalışmaları kamu kuruluşlarının bütçeleri ile çalışan akademisyenlerce yapılmasını istesinler. Niye herkes bu endustri kalkınsın diye çırpınsın ki? Herşeyin şirket sahipleri için olduğu bu ödev ahlakı içine neden hapsedelim kendimizi izleyiciler ya da akademisyenler olarak?</p>
<p><span id="more-468"></span>Bu yaklaşım çok acımasız ya da duygusuz görünmekle birlikte haksız değil. Bir endüstriye yardım etmek, onu kalkındırmak gerçekten bizim işimiz mi? Sevmediğimiz şeyleri mi alalım? Bir tane kendimiz için aldıysak, bir tane de endüstrinin hatırına mı alalım? Hem sonra senelerini kendi çocukları gibi sevdikleri bir Türk sinemasını “adam etme” çabasıyla geçiren araştırmacı ve bilim adamı görmedik mi? Sancılı yılların ardından “en iyisi bu sinema ölsün, batsın, yok olsun” diyerek bu çocuklarını evlatlıktan reddetme noktasına gelmediler mi? O kadar sevdiler ki, sonunda yokolmasını dilediler.</p>
<p>Şimdi video oyunları için de böyle bir sevgi seli kapıya dayanmış, herkesi önüne katmayı bekliyor.</p>
<p> <strong>Oyun, Halk, Bilim, Sermaye, Devlet</strong></p>
<p>Bahsettiğimiz bu sevgi seli akacağı yatağı yoklamaya girişti bile. Gelecekteki bir ağlatan oyunun kavramları da dolaşıma girdi girecek. Biraz dikkatle bakan biri, sinema çalışmalarındaki bilim yapma  tarzının bir benzerinin oyun araştırmalarında da karşımıza çıktığını söyleyecektir. Örneğin oyun yapımcılığının bizde çok geç ve dengesiz geliştiğinden, birşeyler yapıldıysa da arkasının gelmediğinden yakınılıyor. Tıpkı sinemadaki gibi kalkınmacı bir ideolojiye dayalı bir geri-kalmışlık anlatısının alana yaklaşımın tonunu belirleyeceğini seziyoruz.</p>
<p>Öte yandan yeni yeni oluşan sektörün sorunlarına koşan, ona yardımcı ve aracı olmaya çalışan empatik-eleştirel bir akademik konum da filizleniyor. Bu empatik-eleştirel anlayış, bilim-insanı rollerinde bir bölünme de beraberinde getiriyor ve ileride nefret ve bağrına basma arasında gidip gelecek olan bir sarkacı salınmaya koyuyor: Bir yandan korporatist bir düşünceye (hepimiz Türk oyun geliştiricileri ailesinin fertleriyiz) uyup ödev ahlakıyla üreticilerin sorunlarını çözmeye yöneliyor, onları çabaları için övüyoruz; diğer yandan da akademik duruşun bir gereği olarak bu popüler kültür ürünlerine ve onların üreticilerine olan eleştirel mesafeye de vurgu yapmak zorunluluğunu hissediyoruz. Diğer bir deyişle, bu endüstrinin ne tam yanında olabiliyoruz, ne de onu tam karşımıza alabiliyoruz.</p>
<p>Türk sineması araştırmalarının izlediği yolu şöyle bir hatırlarsak, uç aşağı beş yukarı Türk oyun araştırmalarının gelecekteki eğilimlerini de kestirebiliriz: “ilklerimizi” bulma çabası; neyin “yerli” neyin “yabancı” sayılacağı tartışmaları (Örneğin Almanya’daki Crytek şirketinin sahipleri Türk olduğu için ürettikleri ve dünya çapında dağıtıma sokulan oyunları “Türk” oyunu mu, değil mi?); daha uzak bir gelecekte ilk gerçek yaratıcı-oyun tasarımcımızın (Auteur’ümüzün) kim olduğu ve böyle birinin henüz çıkıp çıkmadığı tartışması; yerli endüstrinin neden kendi ekollerini yaratamadığı, ve neden politik-eğitici-sosyal konulara duyarlı oyunlar yapmadığı; bu oyun yapımcılarının açgözlülüğünün ve cehaletinin önüne nasıl geçileceği; bu düşük kaliteli oyuncu kitlesi olduğu sürece bu işlerin düzelemeyeceği, “bu topraklardan” dünya çapında bir oyunun çıkıp çıkmayacağı vs.  </p>
<p>Teorinin bu “Yeşilçam klişeleri” karşısında bizi ancak endüstrinin çıkarları ile özdeşleşmekten kaçınan talepkar bir oyuncu konumu ya da kalkınma mühendisliğine soyunmayan bir akademisyen konumu almak kurtarabilir gibi görünüyor.</p>
<p>Kaldı geriye şu öbür mesele: Devlet. Bütün bu metodolojik eksiklikler ve kafa karışıklığının ortasında, devlet vakit kaybetmeden denetim mekanizmalarını örgütlemiş olacak. Bir de askeri amaçlı projeleri önemseyecektir. Esas soru şu: Onun dışında ne yapacak? Muhtemelen hiçbirşey. Devleti herşeye karışıyor sanmakla birlike onun en deneyimli olduğu şeylerden bir tanesinin de karışmamak, işleri oluruna bırakmak olduğunu unutmayalım. Birşey kendiliğinden aynı kalıyorsa, karışmaya ne gerek var? Bunun üstüne bir de oyun yapımcılarını,  akademisyenleri ve oyun eleştirmenlerini bir araya getirdim ve onlara sorunlarını tartıştırdım diyebiliyorsan, ne ala.</p>
<p><em>Not: Bu yazı </em><strong>Birgün</strong><em> gazetesinin 19 Temmuz 2009 tarihli Pazar ekinde yayınlanmıştır. </em></p>
  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/kafaayari.wordpress.com/468/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/kafaayari.wordpress.com/468/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/kafaayari.wordpress.com/468/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/kafaayari.wordpress.com/468/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/kafaayari.wordpress.com/468/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/kafaayari.wordpress.com/468/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/kafaayari.wordpress.com/468/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/kafaayari.wordpress.com/468/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/kafaayari.wordpress.com/468/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/kafaayari.wordpress.com/468/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kafaayari.wordpress.com&blog=841126&post=468&subd=kafaayari&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kafaayari.wordpress.com/2009/07/19/%e2%80%9cmilli%e2%80%9d-video-oyunu-sanayi-yeni-aglatan-oyun-mu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">altugi</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kafaayari.files.wordpress.com/2009/07/atari-mi-ata-sporu-mu-tartismalari-yakindir.jpg?w=300" medium="image">
			<media:title type="html">Atari mi Ata Sporu mu tartışmaları yakındır.</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Oyun, Kültür&#8217;den Daha Eski, N&#8217;aber?</title>
		<link>http://kafaayari.wordpress.com/2008/10/08/oyun-kulturden-daha-eski-naber/</link>
		<comments>http://kafaayari.wordpress.com/2008/10/08/oyun-kulturden-daha-eski-naber/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 08 Oct 2008 09:07:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>altug isigan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Homo Ludens]]></category>
		<category><![CDATA[Huizinga]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kafaayari.wordpress.com/?p=242</guid>
		<description><![CDATA[
 
Oyun araştırmaları üzerine çalışan birçok kişi, Hollandalı kültür tarihçisi Johan Huizinga&#8217;nın ünlü Homo Ludens eserinde yer alan &#8220;Oyun, Kültür&#8217;den daha eskidir&#8221; tümcesini çok özel bulurlar. Bu tümcenin ne söylemeye çalıştığını tam kavramasalar da, onda büyülü bir bilgelik görmek hoşlarına gider. Muhtemelen birçok oyun araştırmacısı,  ciddiyetten uzak bir şey olarak düşünülen oyunlara saygınlık kazandıran bir deyiş gibi görüyor bu [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kafaayari.wordpress.com&blog=841126&post=242&subd=kafaayari&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><a href="http://kafaayari.files.wordpress.com/2008/10/insanin-insandan-baska-dostu-yok-pp2.jpg"><img class="size-full wp-image-248" title="insanin-insandan-baska-dostu-yok-pp2" src="http://kafaayari.files.wordpress.com/2008/10/insanin-insandan-baska-dostu-yok-pp2.jpg?w=249&#038;h=184" alt="Geçen gün senin için uygarlatı o, artık bizi tanımıyor dediler." width="249" height="184" /></a></p>
<p> </p>
<p>Oyun araştırmaları üzerine çalışan birçok kişi, Hollandalı kültür tarihçisi Johan Huizinga&#8217;nın ünlü <em>Homo Ludens</em> eserinde yer alan &#8220;<em>Oyun, Kültür&#8217;den daha eskidir</em>&#8221; tümcesini çok özel bulurlar. Bu tümcenin ne söylemeye çalıştığını tam kavramasalar da, onda büyülü bir bilgelik görmek hoşlarına gider. Muhtemelen birçok oyun araştırmacısı,  ciddiyetten uzak bir şey olarak düşünülen oyunlara saygınlık kazandıran bir deyiş gibi görüyor bu cümleyi. Birisi size &#8220;Oyun mu? Büyüseniz ya Siz artık, kuzum&#8221; dediğinde, &#8220;Bir kere oyun, kültürden daha eski, tamam mı?&#8221; diye bir cevap yapıştırabilirsiniz o densize.</p>
<p><span id="more-242"></span></p>
<p>Hemen söylemek gerekir ki, tümceyi yukarıdaki şekillerde yorumlamak, her halükarda yazarın bu tümce ile söylemek istediği şeyin uzağında kalacaktır. Bunlar, zaman zaman yüreğimize ne kadar su serpseler de, &#8220;yanlış&#8221; yorumlardır. Bu tümce ancak Huizinga&#8217;nin bu çalışmasının dayandırıldiği kültür kavrayışı göz önünde tutulursa doğru biçimde anlaşılabilir. Bu da tümcedeki ağırlığın aslında oyun sözcüğünde değil, kültür sözcüğünde olduğunu görmeyi gerektirir. Çünkü <em>Homo Ludens</em>, oyunlardan önce kültür üzerine bir kitaptır. Huizinga&#8217;nın anlayışı Kültür&#8217;ü, Richard Rorty&#8217;n günümüzdeki çalışmalarında sıkça ele aldığı bir &#8220;olumsallık&#8221; anlayışı çerçevesinde, inşa halinde ve kalıcılığı da garanti olmayan bir görüngü olarak, özünde maddeci bir açıdan ele alıyor. Onun kültüre yaklaşımı, &#8220;Kültür, insanlık kadar eski&#8221; (&#8220;ve oyunlar ondan da eski&#8221;) sözüyle onu daha baştan &#8216;doğal&#8217; bir şeymiş gibi gösterip sonra da çabucak ideal olanının hangisi olduğunu tartışmaya geçmiyor; bunun yerine, &#8221;Allah Allah, bu kültür de nereden çıktı şimdi, bu daha önce yoktu&#8221; deyip, &#8220;bu şey çıkalı biz ne yapıyoruz kendimize, şart mı bunu böyle yapmak, yapmasak ne olur?&#8221; gibi bir sorgulama seyrine giriyor.</p>
<p>Olumsal ve maddeci bu anlayışın aksi yönünde bu tümce idealist ve ilerlemeci bir tarih felsefesine dayanarak yorumlandığındaysa, oyun olgusu birden &#8220;ezeli&#8221; ve &#8220;ebedi&#8221; gibi iki kutup içine yerleştirilmiş oluyor ve şu anlamı kazanıyor: &#8220;Oyun o kadar eski ki, kültür&#8217;den bile önce geliyor&#8221;, &#8220;Sen neymişsin be Oyun!&#8221; vs&#8230; Diğer bir deyişle, böyle bir yorumla, tarihin en üst aşamasını &#8220;bugün&#8221;de gören evrimci-gelişmeci bir düşünce tarzı kendine bir tür &#8220;big bang&#8221; yaratmış oluyor sadece. Böylece de bu tümcenin esas konuya -günümüze!- gelmeden önce baştansavma bir giriş olarak kullanılma olasılığı da artmış oluyor. Bu tür bir yaklaşımın çok önem veriyormuş gibi göründüğü tarihe ne kadar yüzeysel baktığını göstermek için dayandığı mantıksal kalıbı gözler önüne seren şu totolojik tümceye bakmak yeterli olacaktır: &#8220;İnsanlık en az insanlık kadar eskidir.&#8221;</p>
<p>Huizinga&#8217;nın yaklaşımı bundan çok uzakta. O, temelde &#8220;Uygarlık nedir?&#8221; sorusunu sormakla kalmıyor, bunun ötesinde, bu &#8220;icadın&#8221; insanı nasıl etkilediği sorusunu soruyor.  Biz kendi halimizde canlılar olarak yaşayıp bugün &#8220;oyun&#8221; denen davranışları da ara ara sergilerken, nasıl kültür ve uygarlık denen &#8220;sürekli yapılar&#8221; içinde bulduk kendimizi?  Huizinga&#8217;nin analitik tasarımında oyun-kültür ikiliği, kültür&#8217;e olağandışı birşey olarak, eleştirel bir mesafeyle  bakabilmenin bir aracı olarak var, yoksa gücünü kronolojik sırasından alan bir hiyerarşiyi dillendirmiyor bu kavram ikilisi. &#8220;Oyun kültürden daha eskidir&#8221; sözü, bu anlamda herşeyden önce Huizinga&#8217;nın yaklaşım ve metodunu özetler; bu söz onun epistemesinin mottosudur.</p>
<p>Kuşkusuz bunda &#8220;uygarlığın ideolojisi&#8221; sayılabilecek &#8220;süreklilik yanılsaması&#8221;nı sorgulayan bir yan da var. Fransız tarihçi Fernand Braudel&#8217;in de dediği gibi, &#8220;uygarlıklar sürekliliklerdir&#8221;; deneyimlere ilişkin birikimler, onları içselleştiren ve ölümlü olan kişilerle birlikte yok olmadığı için; bu birikimler çeşitli dil ve gösterge sistemleri içinde bir şekilde saklanabildiği ve sonradan gelenlerin erişimine hazır tutulabildiği için&#8230; Böylece süreklilik, ancak sürekliliğin kurumları ile birlikte vardır. Ancak şimdiye kadar sağlanan sürekliliğin kısalığı, bu süreklilik yanılsamasının üzerimizde ne kadar etkili olabildiğini de gözler önüne seriyor. Hep vardık, hep varolacağız sanıyoruz. Oysa bu her zaman şüpheli bir durumdur: Insanların uygarlıkla sonuçlanan süreklilik sağlayıcı kurumlarını sürekli kılabildikleri süre,  tarihin bütünü karşısında bir göz kırpma süresine bile eşit değildir: Insan ve insansıların varolduğu 5 milyon yıla karşılık, uygarlıklar dediğimiz özgül kültürel biçimler ancak 5000 yıllık bir geçmişe sahip. Üstelik 1940&#8242;lardan bu yana da bu sürekliliğine bir anda son verip kendisiyle birlikte herşeyi unutuşa gömme gücüne de &#8221;kavuştu&#8221; bu &#8220;Kültür&#8221;: Şu an kullanıma hazır tutulan nükleer silahların sayısının dünyayı 100 kere yok etmeye &#8220;yetebileceği&#8221; tahmin ediliyor. Diğer bir deyişle, soy gibi, &#8220;kültür&#8221; de tükenebilir. En &#8220;uygar&#8221; dediğimiz anlarımızda bile her zaman için Yeşil Karıncaların Düş Gördüğü Yer&#8217;in <strong>[1] </strong>kıyılarında geziniyoruz.</p>
<p>&#8212;</p>
<p><strong>Notlar:</strong></p>
<p><strong>[1]</strong> &#8220;Orman&#8221;da &#8220;keşfedilen&#8221;, &#8220;Uygarlık&#8221;tan bihaber, yazı ya da başka bir kayıt sistemi olmayan bir kabilenin son üyelerinin, üzerlerinde araştırma yapılması için onları &#8220;şehre&#8221; götüren uçağın düşmesi sonucunda, ardında kültürlerini belgeleyebilecek hiçbir kayıt bırakmadan yok oluşlarını anlatan bir öykü.</p>
  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/kafaayari.wordpress.com/242/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/kafaayari.wordpress.com/242/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/kafaayari.wordpress.com/242/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/kafaayari.wordpress.com/242/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/kafaayari.wordpress.com/242/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/kafaayari.wordpress.com/242/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/kafaayari.wordpress.com/242/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/kafaayari.wordpress.com/242/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/kafaayari.wordpress.com/242/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/kafaayari.wordpress.com/242/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kafaayari.wordpress.com&blog=841126&post=242&subd=kafaayari&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kafaayari.wordpress.com/2008/10/08/oyun-kulturden-daha-eski-naber/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">altugi</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kafaayari.files.wordpress.com/2008/10/insanin-insandan-baska-dostu-yok-pp2.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">insanin-insandan-baska-dostu-yok-pp2</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Metin And’ın Ardından Türkiye’de Oyun Araştırmalarına Bir Bakış</title>
		<link>http://kafaayari.wordpress.com/2008/10/06/metin-and%e2%80%99in-ardindan-turkiye%e2%80%99de-oyun-arastirmalarina-bir-bakis/</link>
		<comments>http://kafaayari.wordpress.com/2008/10/06/metin-and%e2%80%99in-ardindan-turkiye%e2%80%99de-oyun-arastirmalarina-bir-bakis/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Oct 2008 09:57:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>altug isigan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Metin And]]></category>
		<category><![CDATA[Pertev Naili Boratav]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye'de Oyun Araştırmaları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kafaayari.wordpress.com/?p=211</guid>
		<description><![CDATA[



 

Türkiye’de Oyun Araştırmaları Geleneği
Oyun araştırmaları hiç de yeni bir alan değil Türkiye’de. Ancak bu isimle anılmaktan ziyade, Antropoloji ve Halkbilimi dalları içerisinde yapılan araştırmalar biçiminde sürüp gelişmiştir. Üstelik bu araştırmaların dünyadaki yeri de son derece saygındır, Türkiye bu alanda uluslararası üne sahip pek çok araştırmacı ile temsil edilmiştir (ki And bunların en önemlilerinden biriydi). Bu [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kafaayari.wordpress.com&blog=841126&post=211&subd=kafaayari&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><div><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"></p>
<div></div>
<p></span></div>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"><span style="font-family:Verdana;"></p>
<div id="attachment_215" class="wp-caption alignleft" style="width: 210px"><a href="http://kafaayari.files.wordpress.com/2008/10/975080647-6.jpg"><img class="size-full wp-image-215" title="975080647-6" src="http://kafaayari.files.wordpress.com/2008/10/975080647-6.jpg?w=200&#038;h=295" alt="Metin And, Oyun ve Bügü" width="200" height="295" /></a><p class="wp-caption-text">Metin And (2003). Oyun ve Bügü. Istanbul:Yapı Kredi Yayınları. Kitabın ilk basımı 1974&#39;te İş Bankası Yayınları tarafından yapılmıştı.</p></div>
<p> </p>
<p></span></span></p>
<div class="mceTemp"><strong><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Türkiye’de Oyun Araştırmaları Geleneği</span></strong></div>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Oyun araştırmaları hiç de yeni bir alan değil Türkiye’de. Ancak bu isimle anılmaktan ziyade, Antropoloji ve Halkbilimi dalları içerisinde yapılan araştırmalar biçiminde sürüp gelişmiştir. Üstelik bu araştırmaların dünyadaki yeri de son derece saygındır, Türkiye bu alanda uluslararası üne sahip pek çok araştırmacı ile temsil edilmiştir (ki And bunların en önemlilerinden biriydi). Bu alandaki araştırmaların önemli bir bölümü Cumhuriyet’in “klasik” evresi denebilecek 1930 ve 40’lı yıllarda yeni kurulan üniversitelerde eğitim gören ve devlet burslarıyla yurtdışına yüksek öğrenim görmeye giden bir araştırmacı kuşağı tarafından başlatıldı ve büyük ölçüde de onlar ve onların öğrencileri tarafından sürdürüldü. Çalışmaların sayısı ve kapsamı hiç de az değil; düzinelerce tez, kitap ve makaleden bahsediyoruz. Fakat yeni kuşak, bunların çoğundan habersiz. Bu bir bakıma alandaki süreklilikte yaşanan bir sorunla, kuşaklar arasındaki meydana gelen bir kopma ile de açıklanabilir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span id="more-211"></span><strong><em></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><strong><em></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><strong><em></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><strong><em></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><strong><em><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Oyun Araştırmalarında Birbirlerine Yabancı Araştırmacı Kuşakları</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">1960, 1970 ve 1980’li yıllarda üniversitelere de yansıyan toplumsal gerginlikler ve görüş ayrılıkları ile bunları takip eden askeri darbeler içerisine yasaklanan, öldürülen, işten atılan, sürgün edilen ya da göç eden araştırmacı kuşağını düşünecek olursak, geçmişte yapılmış araştırmalarla ilgili yeni kuşaktaki “habersizliğin” ilk önemli nedeni de ortaya çıkmış oluyor. Bir kuşak araştırmacı, ürünleriyle birlikte toplumsal hafızadan silinmiş oldu bir bakıma. İkinci önemli neden ise bu hayli yıpratılmış kuşaktan sonra yetişen yeni araştırmacı kuşağının oyun denince bundan neredeyse istisnasız biçimde video oyununu anlaması ve oyunların daha genel antropolojik niteliğini görebiliyorsa bile, bu niteliği ikinci derecede önemli görmesi. Bu iki temel nedenin bileşik etkisi sonucunda yeni araştırmacı kuşağının “antropolojik” oyun araştırmaları geleneğinden habersiz olarak büyüdüğü; ondan haberi olsa bile, bu geleneği, kendisine esas konu olarak seçtiği video oyunları ile kıyasla da ilgisiz, sıkıcı ya da yararsız bulduğu söylenebilir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><strong><em><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">“Sıkıcı” Oyun Araştırmaları “Eğlenceli” Oyun Araştırmalarına Karşı</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Ancak antropolojik geleneğin “sıkıcı” ya da “yararsız” bulunması nedeniyle görmezden gelinmesinin başka nedenleri de var: Video oyunu üreticilerinin gereksinim duydukları “oyun bilimi” birçok kere antropolojik “oyun bilimi”yle bağdaşmıyor. Antropoloji-odaklı yaklaşımlar Batı’da da çoğu kez “fazla karmaşık” ve “sektöre katkı sağlamaktan” uzak olarak değerlendiriliyor. Genel beklenti şu: Oyun araştırmaları, şirketlerin karlarını artıran konular üzerinde yoğunlaşmalı. Bunu yapmayan araştırmacıların paylandığı bile oluyor: <span style="text-decoration:underline;">Gamasutra</span>’da yayınlanan “<em>Bilim Adamları! Kendinize gelin, saçma salak yazılarınızı okumuyoruz, haberiniz olsun!</em>” başlıklı 2006 tarihli bir “Akademiye Sesleniş” yazısı, bilim adamlarına saldırmakla kalmıyor, bir de onlara “yapmaları gerekenler” konusunda bir “muhtıra” sunuyordu. Üstelik bu “muhtıra” da, fiili olarak birçok araştırmacının araştırma fonu bulabilmek için zorunlu olarak zaten endüstrinin “merak ettiği” konular üzerine eğildiği bir dönemde geliyordu.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><strong><em><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Ortası yok mu bunun? </span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Temelde bu iki perspektifin anlaşması gerçekten de zor, çünkü antropolojik perspektif, her zaman için, köklerini kültür incelemesinde bulan araştırma ülküsünü takip edip, sözgelimi onu kendi çıkarlarına katkıda bulunmaya çağıran “kar etme” odaklı bir toplumsal-kültürel yapılanmayı da en nihayet olarak antropolojik bir inceleme nesnesi olarak düşünecek, ve onun çağrılarını bir kere epistemolojisindeki bu farklılıktan ötürü zaten kaale almayacaktır. Diğer bir deyişle, antropoloji “nasıl kar ederiz?” sorusunu tanımaz, “insanlar ne zaman bir değer olarak ‘kar etmek’ fiilini topluma katmaya başlamışlardır ve neden?” sorusunu sorar. Bu çerçevede de endüstriyel ve antropolojik duruşlar temelden uzlaşmaz olmaya mahkum gibidirler. Endüstrinin üniversiteler üzerinde giderek artan taleplerinin bir yandan “yararsız” antropolojik tavrı marjinalleştirmeye yönelik olması bu nedenle hiç de şaşırtıcı değildir. Birçok kere bizzat Akademia içinden bu tavrın destek gördüğünü de belirtmek gerekir. Bunun bir çok kere kaba bir anti-entelektüalizm çerçevesinde yapılması ise işin en üzücü tarafı. Gerçekten de, “Oyunlar eğlence demek bir kere, bizi bu ağır teorik şeylerle niye sıkıyorsunuz ki?” demeye getiren akademisyenlere rastlanabiliyor <strong>[1]</strong>. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><strong><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Pertev Naili Boratav için bir Parantez</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Türkiye’de ilk oyun araştırmacı kuşağı içerisinde yer alan isimler arasında Pertev Naili Boratav’ı da saymalıyız. Hatta belki de herkesten önce onun adını saymak gerekir. Boratav’ın yaptığı çalışmalarda oyun incelemeleri zaman zaman çok önemli yer tuttu. Ancak oyunları ayrı bir araştırma dalı olarak düşünmekten ziyade, onları Tiyatro, Dans, Dil Oyunları (Tekerlemeler, Bilmeceler), Masallar gibi çeşitli toplumsal anlamlandırma ritüellerinden biri olarak ele aldı, ki o dönemin araştırmacıları arasında genel bir tavırdı bu. Antropolojik perspektif baskın olduğundan, oyunların toplumsallaşmada ve çocukların eğitiminde oyunlara yüklenmeye çalışılan işlevlerle de ilgilendi. (Callois’ın onu “oyunla oyalanma, kendini eyleme, kendi çapında eğlenme” anlamında kullanmasına karşın, aslında “Eğitim”, “Kültür” ve hatta “Duruş” anlamına da gelen <em>Paidea</em> sözcüğünün etimolojik kökeni bu bağlantıya bakmayı zorunlu kılıyor zaten <strong>[2]</strong>). Ancak bu çalışmaların çoğu Fransızca dilinde yayınlanmış ve Türkçe’ye de çevrilmemiştir, çevrildiyse de baskıları tükenmiştir. Bu nedenle de yeni kuşaklarca pek bilinmemektedirler.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><strong><em><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Kültür Alanında Çalışmanın Riski ve Boratav’ın Alıcı Bulamayan Mirası</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Ancak folklor araştırması ve bununla bağlantılı olarak oyun araştırmaları yapmak bir risk de olmuştur ülkemizdeki araştırmacılar için. Huizinga’nın deyişiyle “kültürden daha eski” olmasına karşın, oyunun kültür araştırmaları alanına ait görülmesi, kültür alanının ise Cumhuriyet tarihinin en temel çekişme alanı olması (ki Batı-Doğu, Gelenek-Değişim, İleri-Geri, Sağ-Sol gibi bu tartışmaların çerçevesini çizen başat ikili karşıtlıklar tamamen “nasıl bir toplum/kültürüz, kültürdük, kültür olmalıyız” soruları ile ilintili), “oyun” gibi “masum” saydığımız şeyleri inceleyen kişilerin başlarını ister istemez devletle ve iktidarlarla derde soktu. Pertev Naili Boratav’ın Fransa’da sürgün hayatına mahkum edilmesi en düşündürücü bireysel oyun araştırmacısı öykülerinden bir tanesidir bu açıdan. Boratav vefat ettiğinde, onun dünyanın en önemli kişisel folklor (ve belki de oyun) arşivleri arasında gösterilen kütüphane-arşivini satın alıp Türkiye’ye getirmek ve müzeleştirmek için hiçbir hamlede bulunulmadı. Fransız hükümeti harekete geçinceye kadar da çok değerli belge ve malzemelerin kaybolduğu ve yağmalandığı söyleniyor.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><strong><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Türkiye’de Oyun Araştırmaları Alanındaki Birikimin Düzeyi</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Batılı araştırmacılar arasında en sık anılan oyun sınıflandırmaları Huizinga ve Callois’inkilerdir. Oyun araştırmalarına video oyunları sayesinde ilgi duyan ülkemizdeki birçok kişi de zorunlu olarak günümüzde öne çıkmış olan video-oyunu odaklı batılı kaynaklar üzerinden “alana” giriş yaptıklarından, çoğu kez sadece bu isimleri anmaktadırlar. Oysa örneğin Pertev Naili Boratav, Fransız kültüründeki çeşitli oyunları inceleyip sınıflandırmaya giriştiği 50 ve 60’lı yıllarda, kendi oyun sınıflandırma anlayışını de tartışmaya sunmuştur. Bu araştırmacının 1960’da bir konferansta sunduğu “Oyunların Genel Sınıflandırması” adlı Fransızca makalesi, oyun konulu birçok başka makalesi ile birlikte hala Türkçe’ye çevrilmeyi bekliyor. Bugünlerde ise YKY tarafından yeniden basılmış olan Metin And’ın <em>Oyun ve Bügü</em> (2003) adlı Türk kültüründe oyun kavramı konulu çalışması aslında 1974 yılına aittir. Eğer bu kitapta Callois ile ilgili bölüm sonradan eklenmediyse, bunun anlamı Callois’in adının daha o zamandan Türkiye’deki araştırmacılar tarafından gayet iyi bilindiği ve <em>Les Jeux et les Hommes</em> (1958) adlı eserinin orijinal dilinde okunup kullanılmış olduğudur. Bu açıdan düşünüldüğünde Türkiye’de oyun araştırma geleneği hiç de geç kalmış ya da dünyada temel çalışma kabul edilen çalışmalardan habersiz sayılmaz. Sorun daha ziyade yeni video oyunu odaklı bakan araştırmacı kuşakla eski antropolojik-folklorcu kuşak arasında köprü kurmayı sağlayacak bağın henüz kurulmamış olmasıdır. Bu da sadece Türkiye’ye özgün bir sorun değil.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><strong><em><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Halkbilim ve Antropoloji Kökenli Oyun Araştırmaları Geleneği Bugün ne Alemde?</span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Boratav ve And dışında çalışmaları ile dikkat çeken diğer Türkiye’li oyun araştırmacıları arasında folklor dalında araştırma yapan Musa Baran gösterilebilir. Baran’ın, birçok başka çalışmanın yanında, “Çocukların İlk Oyunları” (1977) ve “Oyunda Amaç Ütmektir” (1976) gibi yazı ve konferans sunumları yayınlanmıştır. 1980 ve 90’lı yıllara bakıldığındaysa; Hanifi Başaran, Erman Artun, Hüseyin Şahin ve Tülin Sağlam, folklor ve antropoloji geleneğinden gelip özellikle de çocuk oyunları üzerinde yoğunlaşan oyun araştırmacıları olarak gösterilebilir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><strong><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Kuşaklar ve Yaklaşımlar Arasında Köprü Kurma Zamanı</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Aslında oldukça eski ve güçlü olan antropolojik ve folklorik oyun araştırma geleneği ile oldukça yeni olan video oyunu araştırmaları dalı arasındaki bağları güçlendirme ve böylece antropolojik geleneği de yeniden keşfetme fırsatı şimdilerde her zamankinden daha büyük. Video oyunlarına yönelik yoğunlaşan ilgi, bu alandaki araştırmacıları ister istemez bu daha eski çalışmaları da dikkate almaya itecektir. Belki de gerekli köprünün kurulması için daha istekli olmak ve bu keşif sürecini rastlantılara bırakmamak gerek. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">“Zamane araştırmacılar” olarak, video oyunlarını haz düşkünü birer tüketici olarak “ölümüne” sevmekle birlikte, antropolojik perspektifin eleştirel bakış açısıyla en azından göz temasımızı yitirmemek (zira dirsek temasını sağlamak biraz zaman alacaktır) son derece önemli kanımca. Artık aramızda olmayan Metin And’ın özellikle <em>Oyun ve Bügü</em> gibi çalışmalarını, bu göz temasını sağlamak için bir fırsat olarak düşünerek işe başlayabiliriz belki. 1994 yılında kendisiyle yapılan bir söyleşide “Oyun insana özgürlük veriyor” demiş olan ve ömrüne 1500’den fazla yayın sığdırmayı başarmış olan bu olağanüstü insanın çabasına gecikmiş ufak bir teşekkür olacaktır bu belki de.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Altuğ Işığan</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="text-decoration:underline;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"><span style="text-decoration:none;"> </span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="text-decoration:underline;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Notlar:</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><strong><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;">[1] </span></strong><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;">Tabi ki “araştırma görevini” Italo Calvino’nun Agulilfo adlı içi boş beyaz bir zırhtan ibaret kusursuz şövalyesine benzer biçimde yapan bir akademisyen tipini savunacak halimiz yok, doğrusu bu da çok korkunç olurdu; ama tam karşıt ucu temsil eden ve kendini sevdiği nesne ile bir aynı şey sanıp bu “nesnenin içinde yitme” nedeniyle de onunla ve kurumlarıyla eleştirel bir mesafe kurma yeteneğini tümden yitirmiş olan Gurdulu tavrına da girmemek gerekir. Teoriyi sıkıcı bulma lüksüne düşecek kadar şen bir bilim daha maalesef keşfedilemedi. Bu türden bir şen bilim arayışının karşılaştığı en büyük risk de “teorinin sıkıcı ağırlığından” kurtulmaya çalışırken, evlere şenlik bir bilime dönüşme riski olacaktır.</span><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><strong><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;"> </span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><strong><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;">[2]</span></strong><span style="font-size:9pt;font-family:Verdana;"> Bu bağlantı üzerine bir yazı için bkz: <em>Paidea Üzerine Birkaç Not.</em></span></p>
  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/kafaayari.wordpress.com/211/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/kafaayari.wordpress.com/211/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/kafaayari.wordpress.com/211/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/kafaayari.wordpress.com/211/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/kafaayari.wordpress.com/211/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/kafaayari.wordpress.com/211/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/kafaayari.wordpress.com/211/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/kafaayari.wordpress.com/211/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/kafaayari.wordpress.com/211/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/kafaayari.wordpress.com/211/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kafaayari.wordpress.com&blog=841126&post=211&subd=kafaayari&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kafaayari.wordpress.com/2008/10/06/metin-and%e2%80%99in-ardindan-turkiye%e2%80%99de-oyun-arastirmalarina-bir-bakis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">altugi</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kafaayari.files.wordpress.com/2008/10/975080647-6.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">975080647-6</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Paidea Üzerine Birkaç Not</title>
		<link>http://kafaayari.wordpress.com/2008/10/06/paidea-uzerine-birkac-not/</link>
		<comments>http://kafaayari.wordpress.com/2008/10/06/paidea-uzerine-birkac-not/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Oct 2008 09:50:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>altug isigan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[paidea]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kafaayari.wordpress.com/?p=207</guid>
		<description><![CDATA[
 
 
 

 
Bir arkadaşımın evinde gördüğüm “Antik Yunan’da Paidea” konulu 1200 sayfalık felsefi araştırma kitabının hemen üzerine atlayıp “Paidea Antik Yunan’da bu kadar mühim miydi yahu?” diye bir tepki verdiğimde, felsefe ve siyaset bilimi okumuş olan arkadaşımın bana “Ulan Paidea’dan başka konuları mı vardı?!” diye ‘tokat gibi’ bir cevap verdiği günü unutamıyorum. Uykudan uyanmaya benzemişti durum. “Çağdaş” video [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kafaayari.wordpress.com&blog=841126&post=207&subd=kafaayari&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"></p>
<div id="attachment_208" class="wp-caption alignleft" style="width: 136px"><a href="http://kafaayari.files.wordpress.com/2008/10/productimage.jpg"><img class="size-full wp-image-208" title="productimage" src="http://kafaayari.files.wordpress.com/2008/10/productimage.jpg?w=126&#038;h=202" alt="Werner Jaeger, Paideia." width="126" height="202" /></a><p class="wp-caption-text">Werner Jaeger, Paidea.</p></div>
<p><span style="font-family:Verdana;"> </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"><font face="Verdana"> </p>
<p></font></span></span> </p>
<p></span></span></p>
<p> </p>
<p><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-family:Verdana;">Bir arkadaşımın evinde gördüğüm “Antik Yunan’da Paidea” konulu 1200 sayfalık felsefi araştırma kitabının hemen üzerine atlayıp “Paidea Antik Yunan’da bu kadar mühim miydi yahu?” diye bir tepki verdiğimde, felsefe ve siyaset bilimi okumuş olan arkadaşımın bana “Ulan Paidea’dan başka konuları mı vardı?!” diye ‘tokat gibi’ bir cevap verdiği günü unutamıyorum. Uykudan uyanmaya benzemişti durum. “Çağdaş” video oyunu araştırmaları ile ilgili olarak o güne dek okuduğum onca yazıda Paidea’nin “<em>Callois’in şu şu anlamda kullandığı bir kavram</em>” olarak adeta geçiştirilmiş olmasına, kavramın Antik Yunan’daki bu büyük önemine bir tane yazarın bile değinmemiş olmasına çok şaşırmıştım. “Peki neden böyle yapıyor bu Ludologlar bunu” diye sorup durmaya başlamıştım kendime.</span></span> </p>
<p><span id="more-207"></span></p>
<p> <span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Yukarıda andığım kitapla karşılaşmam aslında bütün bu çağdaş oyun araştırmacılarının çalışmalarına büyük bir kuşkuyla bakmama, ve araştırma nesnelerini neden bu şekilde kurmayı tercih ettiklerini durmadan sorgulamama neden oldu. Bu, kıymeti giderek artan Video Oyunu Araştırmaları alanını Yazın Araştırmaları ve Antropoloji gibi alanlara yar etmeme çabasının uzantısında yer alan bir “konuyu fazla deşmeme” tercihi miydi? Yoksa bu alanda çalışan en önde gelenler kendi alanları dışındaki alanlar konusunda gerçekten de tamamen meraktan yoksun ve cahil miydi? Her iki olasılık da aslında ufak çaplı birer skandal sayılırdı.</span></p>
<p> <strong><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Callois’dan Önce Paidea</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">(Video) Oyunu Araştırmacıları olarak Paidea kavramı ile ilk tanışmamız birçok kere Callois’in çalışmasına gönderme yapan günümüz ludologları sayesinde oldu. Kavramın eski Yunanca’dan geldiği belirtilmekle birlikte, aslında ne kadar geniş bir tartışmanın parçası olduğuna ise hiçbir zaman değinilmiyor. Callois’cı anlamda Paidea “kendini eylemek, kendi çapında eğlenmek, amaçsızca oynamak” gibi durumları anlatır. Bununla birlikte bu kavram Antik Yunan’da, Kültür, Eğitim, Adap ve Duruş gibi anlamlar taşımakta ve dönemin idealist düşüncesinde merkezi bir konum işgal etmekteydi. Gerçekten de o dönemde Paidea’dan başka konu yok gibi.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Paidea üzerine etimolojik araştırmayı derinleştirmek gerçekten şaşırtıcı ilişkiler gözler önüne seriyor: Ansiklopedi (çepeçevre ya da genel eğitim, yani <em>encyclios paidea</em>),<span>  </span>Pedagoji (eğitim bilimi, yani <em>paidiagogein</em>) gibi çoğu zamane anlayış ve kavram, Paidea sözcüğünden türemedir. Çocukları okula ya da oyun sahasına getirip götüren, oyun sırasında onları gözetleyen köleye “eğitici” (pedagog, yani <em>paideagogos</em>) denmesi de ilginç bir başka ayrıntı. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Paidea kavramı, daha Sokrates-Öncesi felsefecilerden itibaren, fakat özellikle de Platon’un <em>Devlet</em> adlı eserini ortaya koyduğu dönemde en çok tartışılan kavramlardan bir tanesi olmuştur. Yine Platon’un bazı diyalogları aslında tamamen Paidea tartışması niteliği taşırlar. Elbette Aristoteles de daha sonra bu tartışmalara dahil oluyor. Ancak şaşırtıcı şekilde, Hipokrat gibi hekimlerin bile Paidea tartışmasına tıp ve hijyen konuları üzerinden dahil olup bu kavramı Foucault’nun deyişiyle bir ‘varoluş estetiği’ ile ilişkilendiren yazılar yazdıklarını görüyoruz. Buna Spartalı hükümdar ve demagogların yazı ve konuşmalarını da ekleyebiliriz. M.Ö. 5. ve 4. yüzyıllarda Perslerin saldırılarını geri püskürtmekte güçlük çeken Polis’lere bölünmüş Yunan topluluklarının Truva Savaşı zamanında olduğu gibi tüm birbirine düşmüş Yunan halklarını birleştirmeyi başaracak yeni bir simgesel “Helena” arayışındaki siyasetçileri, paidea’yı, yeniden canlanması gerektiğini düşündükleri bu birleştirici ve kurtarıcı Helenizmi yaygınlaştıracak bir araç olarak da düşünmüşlerdir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><strong><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Antik Yunan’daki Paidea Tartışmasının Özünde “Devlet”e Hizmet Eden bir Eğitim Sistemini Belirleyip Kurumsallaştırma Çabası Yatar</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><strong></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><strong></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Peki tam olarak nasıl, ya da nesiyle tartışılmış Paidea? Konu esasen “ideal toplum”u meydana getirecek “ideal vatandaş”a toplumsal idealleri nasıl öğreteceğiz, böyle bir vatandaşın yetişmesini nasıl sağlayacağız sorusundan doğmakta. Ve tabi oyunların bu süreçte nasıl eğitici bir araç olarak kullanılacağı sorusundan. Paidea burada, buna çeşitli eğitici oyunları da dahil eden çok geniş bir aktivite ve “bilimler” yelpazesi ile ilişkilendirilmektedir: Şiir, Tiyatro, Spor, Müzik, Hijyen ve Diyet gibi… Paidea’nın bugünkü Callois’cı karşılığı ise kimilerince hiç de iyi bir oyun şekli olarak görülmüyor. Örneğin Platon, bir yere kadar (Callois’in anladığı anlamda) paidea’ya izin verilebileceğine, ancak belli bir yaştan sonra çocukların oyunlarına artık (yine Callois’ci anlamıyla) “ludus”çu müdahalelerde bulunmak gerektiğini savunuyor. Yoksa tanrıdan ve erdemlerden, kısacası idealden uzaklaşma kaçınılmaz olacaktır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Tartışma konularına ilişkin örnekler çoğaltılabilir: Örneğin “jimnastik ideal” (gymnasium, gym), yani gençlerin hem kafa hem de bedensel olarak eşit ölçüde eğitilmesi gerektiği argümanı; ya da beden ve zihin sağlığı arasında zorunlu bir ilişki öne süren (“sağlam kafa sağlam vücutta bulunur” gibi) varsayımlar; ya da “çocuklara şiir ve tiyatro tipi oyunlar yasak olsun, orada onları zayıf kılan saçma sapan şeyler öğreniyorlar”, veya “müzik eğitimi olsun ama sadece marşlar gibi karakteri güçlü kılan müzik türlerine yer verilsin, daha oyuncul müzik onları ‘karı-kılıklı’ yapıyor” biçimindeki argümanlar hep dönemin Paidea ile bağlantılı tartışmalarından örneklerdir. İlginçtir ki, Paidea tartışması, gençlere neyin faydalı, neyin zararlı olacağını tartıştığı ölçüde yasak ve sansüre de sapmıştır. Bu çerçevede ortaya atılan bazı Antik Çağ düşüncelerinin günümüzdeki oyun ve gençlik ilişkisi konulu tartışmalarda öne sürülen argümanlara benzerliği ise gerçekten çarpıcı.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><strong><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Antik Yunan’daki Paidea Tartışması Günümüzde Kendini Oyun Üzerinden Temellendiren Özgürlükçü Felsefeleri Anlamak Açısından Çok Önemlidir </span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">İlkçağların diyonisosçuluğundan Erasmus’a, Erasmus’tan Huizinga’ya, oradan da Callois ve Deleuze’a kadar uzanan; oyunun kültür’den (yani tüm eğitim örgütlenmesi girişimlerinden, yani aynı zamanda “toplum”dan ve “devlet”ten) daha eski olduğunu söyleyerek, onun ‘kurumsallaşmış eğitim’e alet edilmesine’ karşı çıkan; onda toplumsal rollere katılımda gönüllülüğü esas alan bir özgürlük felsefesi temellendirmeye çalışan; akıl karşısında deliği öven, ya da kapitalizme karşı şizofreniyi öneren tüm bu özünde anarşist yaklaşımlar; ancak Antik Yunan’da ‘ağacı yaşken eğmenin’, ‘disiplin sağlamanın’ ve ‘bireyi topluma kazandırmanın’ yollarını araştırmaya girişmiş olanların Paidea’ya yüklemeye çalıştıkları bu anlam hatırlandığında yerli yerine oturuyor. Günümüzde anarsist bir eğitim anlayışı savunan Freire gibi düşünürlere dayanarak alternatif bir oyun tasarımı anlayışı geliştirmeye çalışan Gonzalo Frasca gibi ludologların çabaları da ancak Paidea’nın bu en eski anlamı göz önüne alındığında tam olarak anlaşılabilir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Paidea sözcüğünün etimolojisinin bizi götürdüğü kavramsal ve düşünsel ilişkiler ağı, günümüzde <em>serious games</em> ve <em>edutainment </em>gibi oyun tasarımı anlayışları ve oyun türlerine, ya da örneğin <em>American Army</em> gibi devlet-menşeli oyunlara eleştirel bir gözle bakmak için de uygun çıkış noktaları sağlıyor. Callois’in ‘saf’, kendi halindeki Paidea’sı, sözgelimi Ronald Reagan’ın, Amerikalı gençleri daha iyi birer nişancı yaptığı için FPS türü oyunları övdüğü noktada tehlikeye girip devletçi bir ideal için bireyleri eğitime tabi tutma şeklindeki daha eski bir Paidea özlemine konu oluyor. Insan biraz hayal gücüyle, bu sözleri söyleyen Ronald Reagan’ın hemen arkasında Sparta’lı bir generalin bize bıyık altından güldüğünü görebilir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;">Altuğ Işığan</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"><a href="http://altugi.wordpress.com"></a></span></p>
  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/kafaayari.wordpress.com/207/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/kafaayari.wordpress.com/207/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/kafaayari.wordpress.com/207/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/kafaayari.wordpress.com/207/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/kafaayari.wordpress.com/207/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/kafaayari.wordpress.com/207/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/kafaayari.wordpress.com/207/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/kafaayari.wordpress.com/207/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/kafaayari.wordpress.com/207/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/kafaayari.wordpress.com/207/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kafaayari.wordpress.com&blog=841126&post=207&subd=kafaayari&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kafaayari.wordpress.com/2008/10/06/paidea-uzerine-birkac-not/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">altugi</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kafaayari.files.wordpress.com/2008/10/productimage.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">productimage</media:title>
		</media:content>
	</item>
	</channel>
</rss>